FUZULİ (1504 – 1556 )
Fuzuli, divan edebiyatımızın derinlik, samimilik ve içlilik yönünden en büyük şairlerinden biridir. Doğum tarihi kesin olarak belli değildir. Doğum tarihi kesin olarak belirtilmediği gibi de doğum yeri olarak Hille, Bağdat ve Kerbela gösterilir. Ancak Fuzuli, Türkçe Divanı’nın mukaddemesinde Kerbela’da dünyaya geldiğini belirtir. Bu da bizlere Fuzuli’nin Kerbela’da doğduğunu kanıtlar.
Fuzuli’nin kökeni, Irak’a yerleşmiş olan Oğuz Türklerinin Bayat boyundandır.
Babasının adı Süleyman, Fuzuli nin asıl adı ise Mehmet’tir. Tek bilinen çocuğunun ismi Fazlı’dır. Fuzuli ismini diğer şairlerin şiirleriyle karıştırılmaması için kullanmıştır. Böyle bir takma adı başka kimsenin beğenmeyeceğini düşündüğü için kullandığını, Farsça Divanı’nın girişinde açıklamıştır. Ama “İşe yaramayan”, “gereksiz” anlamına gelen “fuzuli” sözcüğünün başka bir anlamı da “erdem” dir.
Fuzuli’nin yaşamı konusunda bilgileri veren kaynaklar birbirini tutmamaktadır. Onunla ilgili güvenilir bilgileri, yapıtlarının incelenmesinden ve bazı şiirlerinin açıklanmasıyla alıyoruz. Yapıtlarından anlaşıldığına göre Fuzuli iyi bir öğrenim görmüş; özellikle İslami bilimler, tasavvuf, astronomi ve İran edebiyatı konularına çalışmıştır. İslam bilimleri içerisinde hadis, fıkıh, tefsir ve kelam üzerinde durduğu, gene yapıtlarında yer alan kavramların incelenmesinden ortaya çıkmaktadır. Türkçe, Arapça ve Farsça divanlarında bulunan şiirleri bu üç dili çok iyi kullandığını, onların bütün inceliklerini kavradığını göstermektedir. Fuzuli eğitime ve bilime olağanüstü bir önem vermiştir. Ona göre şiirin özünü sevgi, temelini bilim oluşturur. “Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir” anlayışından yola çıkarak sevgiyi evrenin özünü kuran bir öğe diye anlamış, bu nedenle de “Evrende ne varsa sevgidir, sevgi dışında kalan bilim bir dedikodudur” yargısına varır.Ona göre gerçek varlık Tanrı’dır, bütün nesneler ve onları kuşatan evren, Tanrı’nın bir görünüş alanıdır. Bu nedenle yaratılış, tanrısal varlığın görünüş alanına çıkışı, bir ışık (nur) olan Tanrı özünden dışa taşmasıdır: “Zihî zâtın nihân u ol nihandan mâsivâ peydâ” ( senin özün gizlidir, bu görünen evren o gizli özünden var olmuştur). Fuzuli’nin anlayışına göre insan “seven bir varlık”tır, bu sevgi Tanrı ile insan arasındaki bağın özünü oluşturur. Ayrıca insanın Tanrı’ya yaklaşmasını sağlar. Varlık türlerinin en yetkini, en olgunu olan insan Tanrı’nın gören gözü, konuşan dili ve duyan kulağıdır.
Fuzuli daha çok ‘gazel şairi’ olarak tanınmıştır. Gazellerinin konusu olan aşk, tasavvufi aşktır. Gençlik hevesiyle söylediği şiirlerinde beşeri aşkı anlatmıştır, oysa daha sonra insani aşkı bırakıp ilahi aşka uzanmıştır. Tasavvuf, Fuzuli’nin şiirlerinde çok önemli bir unsurdur; bütün sevgililer ilahi sevgili, yani Tanrı’dır. Fuzuli, acı ve ıstırap şairidir. Aşkı bu yönüyle görür ve onu bu yönüyle ele alır. Ayrılığı, derdi ve elemi arar; kavuşmayı istemez. Acı çekmenin insanı olgunlaştırdığı, yücelttiği fikrindedir. Bu bakımdan acı çekmekten de hoşlanır.
İnsanın yeryüzünde yaşadığı sürece, ruhunun kutsallığına yaraşır biçimde davranması; doğruluk, iyilik, erdem, güzellik gibi değerlerden ayrılmaması, özünü bilgiyle süslemesi gerekir. Fuzuli “maarif” adını verdiği gönül bilgisini kişinin özünü ışıklandırması için bir kaynak olarak yorumlar; “Ey güzel zâtın maârif birle tezyîn edegör” dizesiyle bu konudaki görüşünü açıklar. Onun ahlak ile ilgili görüşlerini doğruluk, iyilik ve erdem oluşturur.
Şiir, Fuzuli için, düşünceleri, duyguları ortaya koymaya, insanı anlatmaya, kimi sorunları sergilemeye yarayan bir yaratıdır. Şiir,yalnız şiir olsun diye söylenmez; bir varlık görüşünü dile getirmeyi amaçlar. Şiiri oluşturan öz ve anlam sözdür, söz ile kişi kendini ortaya koyar. “Artıran söz kadrini sıdk ile kadrin artırır, Kim ne mikdar olsa ehlin eyler ol mikdar.” Bu dizelerinde sergilenen düşünceye göre sözün değerini arttıran, kendi değerini arttırır, kişinin kendi neyse söylediği sözle açığa vurduğu da odur. Söz kişinin aynasıdır.
İnanç bakımından Fuzuli’nin Oniki İmam’a derin bir sevgisi vardır. Necef’te Hz. Ali, Kerbela’da Hz. Hüseyin’in türbesinde hizmet etmiştir. Yaşamının çoğunu Kerbela’da, o kutsal topraklar üzerinde geçirmesi, birçok şiirlerinde tasavvuftan kaynaklanan bir sevgiyi, bir üzüntüyü işlemesi, Oniki İmam’a olan sevgisinden kaynaklanmaktadır. Kalbi Ehlibeyt ve Oniki İmam sevgisi ve aşkı ile doludur. Fuzuli’ye göre Hz. Ali erdemli, gönül bilgisiyle dolu, olgun, yetkin bir kişidir ve Peygamber’den sonra İmam (halife) olması gereken kimsedir. Bu görüşü benimsemeye, İslam ülkelerinde, mufaddıla (erdeme bağlı olma) denir. Fuzuli de bu erdemden yana olanlar arasındadır. Ona göre Hz. Ali erdem bakımından, bütün halifelerden ve Peygamber’in yakınlarından üstündür. Bu konudaki inancını Hadikatü’s-Süedâ ( Mutluların Bahçesi) adlı yapıtında bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Türkçe ve Farsça divanlarında Hz. Ali ve onun soyundan gelen imamlara bağlılığını konu eden birçok şiiri vardır.
Şukr-ı Hudâ ki sâye fekendest ber serem
Ikbâl-i müstedâm-ı tü yâ Murtazâ Ali
Behr-i necât ber heme çün tâat-ı Hudâ
Farzest ihtirâm-ı tü yâ Murtazâ Ali
Manend-i Kâ’be ma’bed-i ins u melâikest
Her câ buved makaam-ı tü yâ Murtazâ Ali
Her lehze miresed be Fuzuli hezâr feyz
Ez han-ı âm-ı lütf-ı tü yâ Murtazâ Ali
Yani Fuzuli şöyle demek istemiştir: “Şükür olun Tanrı’ya ki ya Murtaza Ali, senin daimi ikbalin, başıma gölge salmıştır. Sana hürmet etmek kurtuluş için Tanrı’ya ibadet gibi herkese farzdır. Makamın neresiyse orası, Kâbe gibi insanların, meleklerin ibadethanesidir. Lütfunun umumi ve şamil sofrasından Fuzuli’ye her an binlerce feyz erişmededir.”
Bir ara Bağdat’ı ele geçiren Şah İsmail Safevi’ye yazdığı övgünün kaynağı da Ehlibeyt’e olan sevgisindendir. Oniki İmamlar’a olan sevgi ve türbedeki yapmış olduğu hizmetler karşılığında kendisine verilen çok az bir ücretle geçimini sağlıyordu. Daha sonraları, Bağdat’ı ele geçiren Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’a övgüler yazmış ve onların ilgilerini üzerinde toplamıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın da kendisine bağladığı dokuz akçe maaş bir süre sonra kesilince, ilgisizlik ve yoksulluk ulu ozanı yürekten yaralamıştır. Bu olay üzerine de dönemin Nişancı Paşasına yazdığı “Şikâyetname” adlı Türkçe mektuplarıyla ayrıca ün kazanmıştır.
Hâkir bakma bana kimseden sığınma kemem
Fakir-i Padişah asa geda-yı muhteşemem
Ne mülkü mal bana çarh verse memnunem
Ne mülk ü maldan azade kılsa mahzunem
Fuzuli Anadolu Aleviliğinde de oldukça önemli bir ozandır. Alevi cem ibadetlerinde bu ulu ozanın, yazmış olduğu beyitler, nefesler ve mersiyeler eşliğinde ibadetler yapılır. Fuzuli’nin, Oniki İmam’a kalbinde derin bir sevgi, aşk beslemesi, Hz. Ali ve Hz. Hüseyin’in türbelerinde hizmet etmesi, tasavvuf ehli olması, Aleviler tarafından kendisine karşı beslenen sevgiyi daha da fazlalaştırmıştır. Fuzuli Alevilerce yedi ulu ozandan biri olarak kabul edilir.
Fuzuli’nin kaç sene yaşadığı ve kaç yaşında Hakk’a yürüdüğü kesin olarak belli değildir. Ancak Feridun Fazıl Tülbentçi, Mısır basması bir divanın arkasında Fuzuli’nin, Safari’nin yirmi yedinci günü vefat ettiğinin kayıtlı olduğunu görmüştür. Bu tarih;de 11 Ocak 1556’ya rastlar. O yüce ozanın kabrinin nerede olduğu kesin olarak bilinmese de, bazı kaynaklara göre Hakk’a yürüdüğü zaman İmam Hüseyin’in türbesinin girişine gömülmesini istemiş ve bu vasiyeti üzerine, türbenin girişine defnedilmiştir. Kesin olan şudur ki, Fuzuli’nin kabri Kerbela’dadır. 1556 yılında Irak’ta baş gösteren bir veba salgını sonucu Hakk’a yürümüştür.
Fuzuli’nin bilinen eserleri şunlardır;
1)Türkçe divân 2)Farsça divân 3)Arapça divân 4) Leyla ve Mecnun 4) Bengü Bâde
5)Rind ü Zâhid 6) Sihhat u Meraz 7) Sâkiy-nâme 8) Şâh u Gedâ 9) Enîsi-ül Kalb
10) Terceme-i Hadîs-si Erbain 11) Hadîkat-us Suadâ 12) Risâle-i Muammeyât
13)Mektupları 14)Şikâyetname16) Cümcüme- Nâme 17)Sohbet-ül Esmâr
18)Çağatayca-Farsça Manzum Lügat 19) Risâle-i Mevlânâ Fuzuli
20) Matma’-ul İ’tikaad.


